Her şey 15 Temmuz akşam üzeri saat 19.00 civarı başladı bizim için… Külliyeden daha yeni eve varmıştım ki kızım Nurten Çevik endişe içinde aradı ve “Şu anda Tunalı Hilmi Caddesindeyim burada jetler alçaktan uçuyor yeri göğü inletiyor” diye son durumu iletti. “Yok canım bu eğitim uçuşu falandır” dedim ama sesleri dinletince kanım dondu… Gerçekten yer gök inliyordu. “Hemen güvenli bir yere gidin” dedim ve diğer başdanışman arkadaşları aradım. Sevgili dostum Tuğrul Türkeş mangal yapıyordu… Dediklerimi duyunca şaşırdı.
Daha sonra İstanbul’da Boğaz Köprüsünü askerlerin kapattığı haberleri gelmeye başladı ve olaylar gelişmeye başladı. Hasan Doğan kardeşim bana Cumhurbaşkanımızın “sokaklara çıkın” çağrısı yaptığı bir video gönderdi ve bunu medyada yayın dedi. Ben de A Haber de sevgili dostum Orhan Sali’yi aradım ve video’yu ona gönderdim. Tam o sırada Hürriyet’ten Hande Fırat Cumhurbaşkanımızla canlı yayında konuşup Reis’in çağrısını halka duyurdu. Hemen arkasından A Haber bizim videoyu yayınladı…
Külliye’ye ulaşmamız gerekiyordu. Birçok dostumuz İbrahim Kalın dahil Cumhurbaşkanımızın da katılacağı bir maç için Antalya’daydı. Külliye ile haberleşmeyi sürdürdük. Devlette kayıtlı ikamet adresime birileri gitmiş beni sormuştu… Ama ben kendi gerçek ikametgahımdaydım beni ele geçiremediler. Sayısız defa rahmetli Süleyman Demirel ile darbeler geçirdiğimiz için ve rahmetli Necmettin Erbakan Hocamla 28 Şubatı yaşamış bir danışman olarak artık tecrübeliydim ve postu deldirmedim…
Sonunda evden ayrıldım ve Külliye’ye varmaya çalıştım. Yollarda barikatlar vardı. Sonunda Atatürk Orman Çiftiğinin ara yollarından birinde Külliye’ye yaklaştım ama polisler beni durdurup “Burası Fetöcü polisler kaynıyor, Allahtan bize rastladınız yoksa sizi de alırlardı” diyerek bana eve dönmemi söylediler. Ama ben bir yolunu bulup İstanbul yolu üzerinden Külliye’ye Çiftlik kavşağından girdim… Orası ana baba günüydü. Millet arabaları ile barikatlar kurmuş Külliye’yi koruyorlardı. Arabamı park edip bir kilometre yürüdüm ve Külliye’nin 3 nolu protokol kapısına vardım ama içeri giremedim… Halkla beraber oranın 400 metre aşağısında oturdum…
16 Temmuz sabah 06.10 civarında bir uçak sesi duyduk Jandarma Genel Komutanlığı civarında bir patlama oldu hemen sonra Külliye’nin önünde Millet Camii civarına bir roket atıldı ortalığı duman sardı, çil yavrusu gibi dağıldık sonra toparlanıp patlamanın olduğu yere yöneldik o sırada Külliye’nin korumaları ve ambülanslar oraya ordu gibi geldi yaralı ve şehitler arabalara alındı ve hastanelere yetiştirildi…
Bir birkaç saat sonra ancak Külliye’ye girebildim…Odamın camları çatlamıştı… Oda ise toz içindeydi. Temizlik yaptım ve yola devam…
Bu olaydan birkaç ay önce Cumhurbaşkanımızın Afrika gezisine katılmıştık. Cumhurbaşkanımızın yaveri Kurmay Albay Ali Yazıcı uçakta bana gelip dini sorular sormaya çalıştı. Rahmetli Yiğit Bulut da adamın damarına basmaya başladı… Ben yaveri tersleyince şaka yollu “zaten yakında hepinizi asacağız” dediği hala kullaklarımda…
Bir rivayete göre esas darbe Muhafız Alayı kuruluş yıl dönümü töreninde yani Pazartesi gerçekleşecekti ama acilen öne çekildi ve alelacele Cumaya alındı…
Törene iki ay kala yaverlik boyna “törene katılacaksınız değil mi” diye arıyordu. Sonunda darbe haftası Salı günü odama iki subay geldi ve “Pazartesi törenine mutlaka katılacaksınız değil mi” diye sordular. “Evet” deyince rahatladılar. Anlaşılan hepimizi orada “paketlemeyi” düşünüyorlardı…
O gece yaşananlar, o korkunç atmosfer, selalar ile çınlayan ve mahşer havası estiren olaylar hepsi gerçekti. Bir rüya falan değildi. Ve Fetöcüler başarsaydı ülkenin başına neler gelecekti düşünmek bile istemiyorum…
Ama bir gerçek daha var. “Fetö falan yok” diyen, Gülen cemaatini hafife alan kişiler hala aramızda ve önemli mevkilerde görev yapıyorlar. Allah ülkeyi korusun. Cenabı Allah demokrasiyi sahiplenen bu millete acısın.