Eşiniz Nasıl Kayıtlı?

14 Ekim 2026

Eşim telefonumda ne diye kayıtlı?

Bu soruyu düşünmeme The Guardian yazarı Polly Hudson’ın 4 Ekim’de yayımlanan yazısı neden oldu. Hudson, sosyal medyada paylaşılan oldukça komik bir evlilik tartışmasından söz ediyor. On bir yıldır evli bir kadın, kocasından telefonunda kendi adının yanında duran “Hinge” kelimesini artık silmesini istiyor.

Hinge, çiftin tanıştığı flört uygulaması. Adam belli ki on bir yıldır eşinin telefon numarasını güncellemeye ihtiyaç duymamış, kadın ise artık kocasının rehberinde bir flört uygulaması hatırası olarak yaşamak istemiyor.

Yazıdaki örnekler bununla da bitmiyor. Bir kadın sevgilisine kızdığı gün telefonundaki adını “Dumbass”, yani “Aptal” olarak değiştirmiş ve adam yaklaşık yedi yıl o isimle kalmış.

Bir başka kişi kocasını “Feyoncé” diye kaydetmiş. Beyoncé ile nişanlı anlamındaki fiancé kelimesinin birleşiminden çıkan bu ismi değiştirmeye insanın gerçekten gönlü elvermez.

Hudson’ın asıl sorusu da bu zaten. Telefon rehberimiz güncel tutulması gereken bir liste mi, yoksa ilişkilerimizin küçük bir tarih müzesi mi?

Ben bu hikayeye güldüm ama sonra düşündüm. Telefonlarımızda birbirimize verdiğimiz isimler bazen ilişkimizin hangi döneminde olduğumuzu anlatıyor olabilir.

İlk tanıştığınızda “Murat Tinder” diye kaydettiğiniz adam birkaç ay sonra “Murat” oluyor. Bir yıl sonra “Aşkım”, evlendikten sonra “Kocam”, çocuk doğduğunda belki “Babamız”. On beşinci yılda ise adamın adı soyadıyla kayıtlı olması bir yana, aradığında “Ne oldu yine?” diye açmaya başlamış olabilirsiniz.

İşin tuhaf tarafı, ilk yıllarda sevgilimizin bize ne diye hitap ettiğine oldukça önem veriyoruz. Aşkım demesiyle canım demesi arasında bile anlam arayabiliyoruz. Bir gün yanlışlıkla adımızla seslense hemen bir şeylerin değiştiğinden şüpheleniyoruz.

Sonra evlilik ilerliyor ve aynı insanla artık günün büyük bölümünde romantik bir çift gibi değil, küçük bir aile şirketinin iki yöneticisi gibi konuşuyoruz. Elektrik faturası, çocukların okul taksiti, arabanın servisi, market alışverişi derken aşkımızın adı da görev dağılımının içinde kaybolabiliyor.

Ama romantizmin gerçekten bittiğini söylemek için biraz erken olabilir. YouGov’un 28 Temmuz 2025’te ABD’de yaptığı ve 25 binden fazla yetişkinin yanıtlarını içeren araştırmada insanlara eşlerine en sık hangi sevgi sözcükleriyle hitap ettikleri sorulmuş.

Yüzde 20’si “Bebeğim”, yüzde 13’ü “Balım” demiş. Yüzde 29’u ise sunulan sevgi sözcüklerinden hiçbirini kullanmadığını belirtmiş.

Tabii sevgi sözcüğü kullanmakla iyi ilişki yaşamak aynı şey değil. Size günde on kere “Bebeğim” diyen biri sizi hiç dinlemiyor olabilir. Öte yandan hayatında bir kere bile “Aşk böceğim” dememiş bir adam, sabah siz uyanmadan kahvenizi hazırlıyor, hastalandığınızda başınızda bekliyor ve zor gününüzde neye ihtiyacınız olduğunu siz söylemeden fark ediyor olabilir. Hangisi daha romantik?

2026 Şubat ayında Associated Press’in yayımladığı bir ilişki dosyasında uzmanlar da uzun ilişkilerde romantizmin büyük jestlerden çok, gündelik hayatın içindeki küçük davranışlarla sürdürülebileceğini anlatıyor. Kahveyi hazırlamak, partnerin sevdiği bir şeyi hatırlamak, birlikte gülmek, bir işi onun üzerinden almak veya günün ortasında küçük bir mesaj göndermek bazen pahalı bir akşam yemeğinden daha anlamlı olabiliyor.

Ben buna katılıyorum. Ama bir şartla. Kahve hazırlamak romantik olabilir, yeter ki ilişkinizdeki bütün romantizm yalnızca kahve makinesine kalmasın. Çünkü bazen insan sevildiğini biliyor ama yine de biraz özel hissetmek istiyor.

Eşi onu seviyor, sadık, sorumluluklarını yerine getiriyor, iyi bir baba veya anne, birlikte kurdukları hayat gayet güzel. Fakat insan arada bir o eski bakışı da özleyebiliyor. Daha kapıdan girerken yüzünüze yerleşen gülümsemeyi, kalabalık bir odada birbirinizi gözlerinizle bulmayı, hiçbir sebep yokken gelen “Seni özledim” mesajını…

İlişki araştırmacısı John Gottman’ın yıllardır üzerinde durduğu bir kavram var. İngilizcede bids for connection deniyor. Türkçeye duygusal bağ kurma girişimleri diye çevirebiliriz. Eşinizin size yönelttiği küçük bir ilgi çağrısı aslında. Pencereden dışarı bakıp “Ne güzel bir kuş” demesi, okuduğu komik bir haberi sizinle paylaşmak istemesi, akşam eve geldiğinde gününüzün nasıl geçtiğini sorması gibi.

Gottman’ın araştırmalarında, evlendikten altı yıl sonra hala birlikte olan çiftlerin bu küçük yakınlaşma girişimlerine olumlu karşılık verme oranı yüzde 86 olarak ölçülmüş. Altı yıl içinde boşanan çiftlerde ise oran yüzde 33’müş. Elbette bu iki rakamdan evliliklerin geleceğini hesaplayan bir formül çıkaramayız ama farkın büyüklüğü dikkat çekici.

Düşünsenize, eşiniz size “Bugün çok yoruldum” diyor ve siz telefonunuzdan başınızı kaldırmadan “Hı hı” diye cevap veriyorsunuz. Bir şey paylaşmak istiyor, siz duymuyorsunuz. Size komik bir video gösteriyor, bakmıyorsunuz. Sonra bir gün “Artık benimle hiç konuşmuyorsun” dediğinde gerçekten şaşırıyorsunuz. Çünkü aynı evde yaşıyorsunuz, her gün konuşuyorsunuz, hatta birbirinize günde yirmi mesaj gönderiyorsunuz. Ama mesajların tamamı “Ekmek al”, “Kargoyu sen mi alacaksın?” ve “Çocukların servisi kaçta?” üzerineyse, iletişim kuruyor olmanız birbirinizle bağ kurduğunuz anlamına gelmeyebilir.

2025’te yayımlanan ve 141 çifti inceleyen bir araştırma ilişkilerde sevgi gösterme ve sevgi görme düzeylerini karşılaştırmış. Araştırmacıların dikkat çektiği sonuç, çiftlerin sevgi gösterme düzeylerinin birbirine eşit olmasından çok, ilişkideki toplam sevgi iletişiminin yüksek olmasının ilişki kalitesiyle daha güçlü bağlantılı olması. Yani mesele kimin daha çok sevgi gösterdiğinin hesabını tutmak değil, sevginin ilişkide yeterince hissedilmesi.

Ben olsam sırf romantizm olsun diye kocamın telefonundaki adımı değiştirmesini istemezdim. Hatta on beş yıl önce koyduğu komik bir isimle kayıtlıysam muhtemelen hoşuma giderdi. Çünkü o isim belki de artık ikimizin bile unuttuğu bir hikayeyi hatırlatıyordur. İlk tanıştığımız yeri, birbirimize taktığımız lakapları, bir zamanlar yalnızca ikimizin anladığı esprileri…

Zaten uzun evliliğin güzel taraflarından biri de bu değil mi? İki insanın yıllar içinde kendilerine ait bir dil oluşturması. Başkalarının anlamadığı şakalar, yarım bırakılan ama tamamı anlaşılan cümleler, bir bakışla anlatılan düşünceler…

İlişkinin başında birbirimizi tanımaya çalışırken, yıllar sonra birbirimizin hikayesini ezbere biliyoruz. Bunun da kendine göre bir romantizmi var.

Belki bugün telefonlarımızı açıp eşimizin hangi isimle kayıtlı olduğuna bakabiliriz. “Aşkım” mı, “Kocam” mı, adı soyadı mı, yoksa yıllar önce yaşanmış bir kavganın hatırası olan pek de yayınlanamayacak bir kelime mi?

Ama asıl merak ettiğim telefon rehberindeki isim değil. O isim ekranda belirdiğinde ne hissettiğimiz. On beş yıl önce “Aşkım” diye kaydettiğiniz adam bugün adı soyadıyla kayıtlı olabilir. Yine de aradığında yüzünüzde bir gülümseme oluşuyorsa romantizm sandığınız kadar kaybolmamış demektir.

Ama ekranda üç kalp, iki öpücük ve “Hayatımın Aşkı” yazdığı halde telefonu her açtığınızda içinizden “Yine ne istiyor?” diyorsanız, bence değiştirmeniz gereken şey rehberdeki isim değil. Çünkü evlilikte önemli olan telefonunuzda kimin “Aşkım” diye kayıtlı olduğu değil, yıllar sonra bile kimin aramasına sevindiğiniz.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.