Türkiye siyasetinde tek tek olaylara bakmak bazen yanıltıcıdır.
Bir belediye başkanı parti değiştirir, “yerel hadise” dersiniz. Bir soruşturma açılır, “hukuki süreç” diye bakarsınız. Körfez’den yatırım gelir, ekonomi haberi sayarsınız. Karadeniz’de gaz üretimi artar, enerji başlığına koyarsınız.
Ama ya bütün bunlar belli bir sırayla gerçekleşmeye başlarsa?
Belki fazla anlam yüklüyorum. Belki birbirinden bağımsız noktaları aynı çizgide birleştiriyorum. Yine de Ankara’nın, tarihi belirsiz — baskın seçim ihtimalini de dışlayamayacağımız — seçime giden yolu üç perde halinde kurgulaması bana imkânsız görünmüyor.
Çünkü iktidarın yalnızca oyunu artırması yetmez. Siyasi zemini, vatandaşın hissettiği ekonomik gerçekliği ve “Türkiye yeniden güçleniyor” hikâyesini mümkün olduğunca aynı anda değiştirmesi gerekiyor.
31 Mart 2024’te CHP yüzde 37,77, AK Parti yüzde 35,49 oy aldı. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu yüzde 51,14, Ankara’da Mansur Yavaş yüzde 60,44, Mersin’de Vahap Seçer yüzde 59,52’ye ulaştı. CHP 14, AK Parti 12 büyükşehir kazandı.
Mesele yalnızca kaybedilen belediyeler değildi. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi ağırlığı en yüksek şehirlerinin önemli bölümü muhalefetin eline geçmişti.
Şimdi tabloya bu gözle bakın.
29 Eylül’de dokuz muhalefet belediye başkanı AK Parti’ye geçti. Yeni transferler, kritik belediyelerde soruşturmalar, vekâlet veya kayyum süreçleri, Mansur Yavaş’ın hareket alanını daraltabilecek hamleler, CHP içindeki ayrışmalar, yeni siyasi oluşumlara baskı, milliyetçi partilerin birbirlerinden uzaklaşması…
Bunların tek merkezden yönetildiğine dair kanıt yok. Fakat yaratabilecekleri siyasi sonuç benzer: muhalefetin yerel gücünü ve birlikte hareket kabiliyetini aşındırmak.
Birinci perdenin hedefi belediye sayısı değil, siyasi sahanın geometrisini değiştirmek olabilir.
Siyasi mühendislik tek başına yetmez. Çünkü vatandaşın önündeki rakamlar hâlâ ağır.
Ağustosta yıllık enflasyon yüzde 31,51. Politika faizi yüzde 37. Net asgari ücret 28.075 TL iken TÜRK-İŞ’in eylül hesabında dört kişilik ailenin yalnızca gıda için açlık sınırı 37.801 TL, yoksulluk sınırı 123.130 TL.
Dolayısıyla makroekonominin düzelmesi yetmez; vatandaşın bunu cebinde hissetmesi gerekir.
Tam burada dış kaynak, enerji ve jeopolitik devreye girebilir.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de imzaladığı Ortak Savunma Anlaşması doğrudan “Körfez parası gelecek” anlamına gelmez. Ama güvenlik ortaklığı zamanla yatırım, finansman, savunma siparişleri ve ortak projelere dönüşür mü? Stratejik soru budur.
Washington ile ilişkilerde açılabilecek finansman kanallarını da ekleyin.
Sonra enerji kartı.
Akkuyu’nun ilk ünitesinden 2026 sonuna kadar elektrik üretme hedefi var. Aynı dönemde Osman Gazi platformuyla Karadeniz gazında ikinci faz üretimin başlaması planlanıyor.
Bunlar faturaları ertesi gün yarıya indirmez. Ama güçlü bir siyasi hikâye yaratabilir:
Nükleer santral çalışıyor. Karadeniz gazı artıyor. Körfez ile stratejik ortaklık derinleşiyor. Washington ile ilişkiler düzeliyor.
Üçüncü perde: Hikâyeyi cebe indir
Son perde seçimden birkaç ay önce açılabilir.
Memur ve emekliye güçlü artışlar. Asgari ücret düzeltmesi. Esnafa ucuz kredi. Kamu bankalarının musluklarının açılması. Konut kredileri. Sosyal yardımlar. Vergi ve borç yapılandırmaları. Belki yeni bir imar barışı.
Kısacası: İki yıl kemer sık, son altı ay nefes aldır.
Buna siyasi normalleşme eklenebilir. Bazı tutuklu siyasetçiler konusunda adımlar, “Terörsüz Türkiye” sürecinde ilerleme, toplumsal gerilimin düşürülmesi…
Sonra fazla beklemeden sandık.
Çünkü verilen paranın enflasyonla erimeden, başarı hikâyesinin eskimeden seçmene ulaşması gerekir.
Anayasa’nın 116’ncı maddesi burada önemli: TBMM 360 oyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Cumhurbaşkanının ikinci döneminde seçim Meclis tarafından yenilenirse Cumhurbaşkanı yeniden aday olabilir.
Dolayısıyla baskın seçim yalnızca takvim değil, anayasal aritmetik meselesidir.
Fakat senaryoya beklenmedik bir taş düştü.
SPK’ya göre yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye ediliyor; 455.758 yatırımcı etkileniyor. Reuters’ın aktardığı rakamlarla soruşturmada 217 şüpheli hakkında işlem yapıldı, 56 kişi tutuklandı. BIST 100 yalnızca eylülde yüzde 16,65 düşerek 2008’den bu yana en kötü ayını yaşadı.
Bu artık yalnızca borsa meselesi değil; güven meselesi.
Çünkü seçim ekonomisi para ister. Para ise önce güven ister.
Ankara’da bütün taşları hareket ettiren kusursuz bir “üst akıl” bulunduğunu söylemiyorum. Siyaset bu kadar mekanik işlemez.
Ama farklı dosyaları aynı siyasi takvime göre zamanlamaya çalışan stratejik akılların bulunması da siyasetin doğasıdır.
Bu nedenle önümüzdeki aylarda anketlerden çok hamlelerin sırasına bakacağım.
Önce siyasi alan, sonra para ve başarı hikâyesi, ardından vatandaşın cebi ve nihayet sandık…
Taşlar gerçekten bu sırayla hareket ederse soru değişir:
Seçim, sandığın kurulduğu gün mü başlar; yoksa zeminin döşenmeye başladığı gün mü?
Bakalım yanılacak mıyız.