Port Sunlight’ta Unilever’in geçmişine ve geleceğine birlikte baktık. Lever House’taki ilk sabunlardan Christina ve Vera adlı robotların yürüttüğü deneylere, Türk mühendislerin geliştirdiği yeni ürünlerden üretim ağına kadar, küresel bir dönüşümün perde arkasını yerinde gördüm.
Liverpool’a yaklaşık yarım saat mesafedeki Port Sunlight’ta insan önce bir fabrika görmüyor. Bir fikrin, bir sanayi kültürünün, hatta modern tüketim tarihinin başlangıç noktasına giriyor.
William Hesketh Lever’ın 1888’de kurduğu ilk sabun fabrikasının çevresinde doğan bu yerleşim, bugün hâlâ Unilever’in hafızası gibi duruyor. Tuğla binalar, geniş yeşil alanlar, Lever ailesinin sanayiyle sosyal hayatı birlikte düşündüğü o eski dünya…
Ama bu kez Port Sunlight’a nostalji için gitmedik. 1888 ruhu tamamen korunan köyde geçmiş kadar son derece yüksek teknolojiyle şekillenen yeni dünyanın da içinde dolaştık.
Türkiye’den küçük bir basın grubu olarak 18 yıl aradan sonra ilk kez Unilever’in Liverpool’daki bu tarihsel üssünü ziyaret ettik. Ev sahiplerimiz Unilever Türkiye, Orta Doğu, Pakistan ve Bangladeş Ev Bakım Genel Müdürü Ali Fuat Orhanoğlu ile Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Kurumsal İlişkiler ve İletişim Başkanı Ebru Şenel Erim’di.

Ev sahiplerimiz Unilever Türkiye, Orta Doğu, Pakistan ve Bangladeş Ev Bakım Genel Müdürü Ali Fuat Orhanoğlu ile Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Kurumsal İlişkiler ve İletişim Başkanı Ebru Şenel Erim
Üç gün boyunca hem Unilever’in geçmişine hem de geleceğine baktık.
Lever House’da şirketin ilk ürünlerini, sabunla başlayan hikâyesini, markaların nasıl küresel bir tüketim ekosistemine dönüştüğünü gördük. Ardından Port Sunlight Ar-Ge Üssü’nde OMO, Cif, Domestos, Surf, Sunlight, Comfort/Yumoş ve Radiant gibi bugün dünyanın dört bir yanında evlere giren markaların arkasındaki bilimi izledik.
Unilever bugün 190 ülkede faaliyet gösteren, ürünleri her gün 3,7 milyar insan tarafından kullanılan, 96 bin çalışanı olan bir dev. 2025 cirosu 50,5 milyar euro. Aynı yıl Ar-Ge’ye 836 milyon euro ayırmış. Aktif patent sayısı 16 bin 500’ün üzerinde.
Rakamlar büyük. Ama Port Sunlight’ta asıl çarpıcı olan şey rakamların kendisi değil; bu büyüklüğün artık klasik fabrika mantığıyla değil, robotik kimya, yapay zekâ, biyoteknoloji, malzeme bilimi ve tüketici içgörüsüyle yönetilmesi.
Port Sunlight’ta bugün Malzeme İnovasyon Fabrikası, Ürün İnovasyon Laboratuvarı ve İleri Üretim Merkezi aynı ekosistemin parçaları olarak çalışıyor.
Liverpool Üniversitesi ile birlikte kurulan Malzeme İnovasyon Fabrikası, 81 milyon sterlinlik bir yatırım. Yaklaşık 11 bin metrekarelik alanda 250’den fazla araştırmacı, akademisyen, start-up ve Unilever bilim insanı bir arada çalışıyor. Burası, malzeme kimyası alanında robotların en yoğun kullanıldığı merkezlerden biri.

Normal laboratuvar düzeninde insan eliyle günler, haftalar, hatta aylar sürebilecek deneyler burada otomasyonla birkaç saate sıkışıyor. MIF’te kullanılan özel robotlar verileri geleneksel yöntemlere göre 10 kat daha hızlı işliyor.
Normalde onlarca yıl sürebilecek bazı laboratuvar süreçlerinin günlere inebilmesi, bilim insanlarının tekrarlayan işlerden çıkıp modelleme, simülasyon ve tüketici deneyimine odaklanmasını sağlıyor.
Robotların isimleri de güzel: Christina ve Vera.
Günümüzün deterjanı artık sadece daha iyi temizleyen ürün değil. Daha az su, daha az enerji, daha az plastik, daha hızlı kullanım, daha güçlü koku deneyimi ve daha iyi çevresel etki vaadiyle tasarlanmış bir teknoloji ürünü.
Bu dönüşümde Türkiye’nin rolü de sanıldığından büyük.
Unilever Türkiye bugün sadece büyük bir pazar değil. Aynı zamanda üretim, ihracat, Ar-Ge, yönetim ve yetenek merkezi.
Globalde Unilever bünyesinde görev yapan 186 Türk yönetici var. Türkiye’den 50’den fazla Ar-Ge uzmanı dünyanın farklı ülkelerinde, özellikle İngiltere, Hollanda ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde çalışıyor. Bunların yarıya yakını İngiltere’de. Dikkat çekici bir başka veri de şu: Türkiye Ar-Ge ekibinde kadın oranı yüzde 70; liderlik ekibinde kadın oranı yüzde 74.

Liverpool’daki Ar-Ge merkezinden kadın mühendisler İrem Beken, Ayşin Acır Sukuti ve benim yanımda Elif Yıldırımcan, Unilever Türkiye ve Orta Asya Çamaşır Bakım Kategorisi Pazarlama Direktörü ve Ali Fuat Orhonoğlu
Port Sunlight’ta da Türk mühendislerle karşılaştık. Laboratuvarlarda ürünleri anlatan, deneyleri yapan, global inovasyonun bir parçası olarak çalışan Türk kadın mühendislerin varlığı geziye bambaşka bir anlam kattı.
15 dakikalık hızlı yıkama programları için geliştirilen OMO Express Fresh deneyini İrem Beken, Ayşin Acır Sukuti ve Elif Yıldırımcan ile izledik. .
Bu ürün, değişen tüketici alışkanlıklarının doğrudan bir sonucu.
Türkiye’de tüketicilerin yüzde 78’i haftada en az bir kez kısa program kullanıyor. Yıkamaların çoğunda kısa program tercih edenlerin oranı yüzde 48. Küresel hızlı temizlik pazarının büyüklüğü 2 milyar euroya ulaşmış durumda. Segment globalde yüzde 21 büyüyor.
OMO Express Fresh, patentli Fast Clean teknolojisiyle 15 dakikalık kısa programlarda performans kaybını azaltmayı hedefliyor. Ter kokusu, hafif kirler, günlük kullanım lekeleri gibi modern hayatın pratik sorunlarına cevap veriyor.
Türkiye bu üründe dünyada 1 numaralı OMO Express Fresh ülkesi olmuş. Ürünü deneyen tüketicilerde yüzde 36 tekrar alım hızı yakalanmış.
Laboratuvarda gördüğümüz deney, pazarlama cümlesinden çok daha ikna ediciydi.
Kısa programda yıkanmış kumaşlar, ter kokusu testi, leke performansı… Hepsi bize şunu gösterdi: Tüketici artık sadece “temiz olsun” demiyor. “Hızlı olsun, kokusu iyi olsun, su ve elektrik harcamasın, makinemin kısa programında da çalışsın” diyor.

Bir başka dikkat çekici deney Cif Infinite Clean içindi.
Ürün bilgisini laboratuvar öncesinde Unilever Türkiye ve Orta Asya Ev ve Hijyen Kategorisi Pazarlama Direktörü Harun Çeliksoy’dan aldık. Deneyi ise Deniz Gabay ve Dr. Suresh Nadakatti yaptı. Deniz Gabay, Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Ev Bakım Kategorisi Araştırma ve Geliştirme Başkanı.
Cif Infinite Clean, doğal probiyotikler içeren formülüyle sert yüzeylerde temizlik sonrası tozlanmayı 3 güne kadar geciktirmeyi hedefliyor. Mutfak tezgâhından elektronik eşyalara, çocuk ve evcil hayvan eşyalarından bitkilere kadar geniş bir kullanım alanı var. Yeniden doldurulabilir yedek şişe sistemiyle plastik kullanımını standart spreylere göre yüzde 50 azaltıyor. Sprey başlığı için 3 yıl kullanım garantisi veriliyor.
Ama bizi asıl şaşırtan deney papatyayla yapılan testti.
Bir bardağa klasik temizlik ürünü konuldu. Diğerine Cif Infinite Clean sıkıldı. İki bardağa da papatya yerleştirildi. Klasik ürünün içindeki çiçek kısa sürede soldu, öldü. Cif Infinite Clean’in içindeki papatya ise canlı kaldı.
Bu küçük deney, büyük bir dönüşümün sembolü gibiydi.
Temizlik kategorisi artık sadece hijyen değil. Evde geçirilen zamanın kalitesi, koku, yüzey hissi, çevre etkisi, hatta bitki ve evcil hayvan güvenliğiyle birlikte düşünülüyor.
Harun Çeliksoy, Unilever’in “Desire at Scale” yani kitlelerde arzu yaratan markalar stratejisinin en yeni ürününün Cif Infinite olduğunu söylüyor.
Eskiden ev bakım ürünleri işlevsel ürünlerdi. Bugün koku, ambalaj, formül, dijital iletişim, sosyal medya, sürdürülebilirlik ve yaşam tarzı aynı paketin içinde düşünülüyor. Cif’in Sakura gibi trend odaklı serileriyle ev bakımını neredeyse kozmetik kategorisinin uzantısı gibi konumlandırması, Yumoş’un karakter dünyası ve yaratıcı kampanyalarıyla çamaşır bakımını daha duygusal bir alana taşıması bunun örnekleri.

Gelelim Türkiye açısından hikâyenin en stratejik bölümüne yani Konya’ya.
Unilever’in dünyadaki en büyük ikinci ev bakım fabrikası konumuna gelen Unilever Konya Ev Bakım Fabrikası ile son güncel bilgileri Unilever Türkiye, Orta Doğu, Pakistan ve Bangladeş Ev Bakım Genel Müdürü Ali Fuat Orhanoğlu ve Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Kurumsal İlişkiler ve İletişim Başkanı Ebru Şenel Erim’den alıyoruz.
Türkiye’de tek seferde yapılmış en büyük hızlı tüketim ürünleri yatırımı olarak konumlanan tesise, tedarikçileriyle birlikte 350 milyon euro değerinde başlangıç yatırımı yapılmış. Açılıştan bugüne 100 milyon euro ilave kapasite yatırımı gerçekleştirilmiş. Toplam kapasite 600 bin ton. Bunun yaklaşık yüzde 10’u ihracata gidiyor.
Konya’dan 28 ülkeye ihracat yapılıyor. Avrupa’ya 7 marka ihraç ediliyor. 2026 itibarıyla Romanya, Yunanistan, Danimarka, Almanya, Hollanda, Avusturya, Çekya, Polonya ve İsviçre olmak üzere Avrupa’nın 9 ülkesine toz deterjan Konya’dan gidiyor.
Bu sadece üretim başarısı değil. Coğrafi akıl da var.
Konya’nın Türkiye’nin farklı bölgelerine eşit mesafede olması, lojistik avantajı, yerel yönetimlerin ve bölgenin yabancı yatırım çekme konusundaki yaklaşımı, Unilever’in bu yatırımı büyütmesinde belirleyici olmuş. Bugün Konya, sadece Türkiye iç pazarına üretim yapan bir fabrika değil; Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya uzanan bir ihracat üssü.

Unilever Türkiye’nin 2025 ihracatı 173 milyon dolar. 2019-2025 arasında toplam ihracatı 1 milyar doları aşmış durumda. Türkiye’den 29 ülkeye ürün gidiyor. Şirketin Türkiye’de 2 fabrikası, 16 markası, 2 binden fazla çalışanı, 400’den fazla tedarikçisi, 10 deposu ve raflarda 800 farklı ürünü var. Ev bakım kategorisinde ise 350 farklı üründen söz ediyoruz. Üretimin yüzde 90’ı yerel. Yönetim rollerinde kadın oranı yüzde 55, yönetim kurulunda kadın oranı yüzde 60.
Türkiye Ev Bakım işi, tonaj büyüklüğü açısından Unilever globalindeki ilk 10 operasyon arasında 6. sırada. Yani Türkiye Unilever için sadece bir tüketici pazarı değil, aynı zamanda Ar-Ge çevikliği ve ihracat gücü ile bölgesel bir kaldıraç.
Türkiye Ar-Ge’si de bu resmin önemli parçası ve bu önemli birimin başında da genç bir Türk mühendis kadın var.
Unilever Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu Ev Bakım Kategorisi Araştırma ve Geliştirme Başkanı Deniz Gabay.
Unilever Türkiye, globaldeki 12 bölgesel Ar-Ge merkezinden biri. Sarıgazi ve Ümraniye’de iki tescilli Ar-Ge merkezi bulunuyor. Türkiye Ev Bakım Ar-Ge’si 22,3 milyon haneye hizmet eden ürünler üzerinde çalışıyor. Türkiye, Pakistan, Arabistan ve Bangladeş’ten oluşan PTAB bölgesinde toplam 17 ülke için Ar-Ge merkezi olarak görev yapıyor.

Gabay’dan aldığımız bilgiye göre, Türkiye’de görev yapan 93 kişilik Ar-Ge ekibinin yüzde 70’i kadın. Liderlik ekibinde kadın oranı yüzde 74. Ekipte kimya mühendisliği, kimya, gıda mühendisliği, makine mühendisliği gibi alanlarda yüksek lisans ve doktora derecesine sahip uzmanlar var.
Cif Ultra Anında Etki de Türkiye’de doğan yerel içgörünün globale ihraç edilmesine iyi bir örnek. Türk tüketicisinin hızlı, pratik ve güçlü temizlik beklentisiyle geliştirilen ürün, Avrupa’da 5 ülkede lanse edilmiş. Konsepti Türkiye’deki tüketici araştırmalarından doğmuş, ürün ve ambalaj geliştirme çalışmaları Türkiye’de yürütülmüş.
Bu noktada Port Sunlight ile Konya arasında görünmez bir hat kuruluyor.
Port Sunlight bilimi, Konya ölçeği temsil ediyor. Liverpool Üniversitesi’ndeki robotik kimya laboratuvarında tasarlanan gelecek, Konya’daki üretim kapasitesiyle bölgeye ve dünyaya yayılıyor.

Sürdürülebilirlik tarafında da Konya önemli bir örnek.
Unilever Konya Ev Bakım Fabrikası’nda 2025 yılında MEXT iş birliğiyle hayata geçirilen Digital Tower projesi, toz deterjan üretiminde yapay zekâ teknolojisi kullanarak hem üretim verimliliğini artırmayı hem de sürdürülebilirliği desteklemeyi hedefliyor. Yıllık doğalgaz tüketiminde yüzde 6 azalma sağlanıyor ve 760 ton karbondioksit salımı engelleniyor.
Konya fabrikasına 4,5 milyon euro yatırımla güneş enerjisi santrali kurulmuş. Fabrikanın toplam enerji ihtiyacının yüzde 30’u güneşten karşılanıyor. Kalan enerji ihtiyacı da yüzde 100 yenilenebilir enerji sertifikalı kaynaklardan sağlanıyor. Açılıştan bu yana ürün başına su kullanımında yüzde 20 azalma elde edilmiş.
Unilever’in dünya genelinde 100 lokasyonda hayata geçireceği su koruma programlarından biri de Türkiye’de başlıyor. Karaman’ın Burunoba köyünde Doğa Koruma Merkezi ile 2026 itibarıyla yürütülecek programda doğru su yönetimini destekleyen tarım uygulamaları ve rüzgâr bariyerleri oluşturulacak.
Bütün bunların arkasında daha büyük bir yön değişimi var.
Unilever, Paris Anlaşması’nın karbon nötr hedeflerini 11 yıl öne çekerek 2039’da değer zincirinde net sıfır emisyon hedefi koymuş durumda. Port Sunlight kaynaklı “Gökkuşağı Karbonu” gibi teknolojilerle fosil yakıt bileşenlerini sistemden çıkarmayı, bacalardan salınan karbonu yakalayıp temizlik hammaddesine dönüştürmeyi hedefliyor.
Yani geleceğin temizlik ürünü, yalnızca evin içindeki lekeyi değil, üretim zincirindeki karbonu da azaltmaya çalışıyor.
Port Sunlight’da hızla geçen üç günün sonunda düşünüyorum ki dünyada hızlı tüketim ürünleri sektörü artık raf savaşıyla değil, bilim savaşıyla büyüyor.

Bir deterjanın kaderini sadece fiyatı, kokusu ya da kampanyası belirlemiyor. Arkasında kaç patent olduğu, hangi robotlarla test edildiği, hangi pazardan çıkan içgörüyle geliştirildiği, ne kadar su ve enerji tasarrufu sağladığı, kaç ülkede üretime ölçeklenebildiği de belirliyor.
Bu hikâyede Türkiye’nin yeri de küçümsenecek gibi değil.
Konya’daki fabrika Brezilya’dan sonra Unilever’in dünyadaki en büyük ikinci ev bakım üretim üssü haline gelmişse, Türkiye Ar-Ge’si 17 ülkeye hizmet veriyorsa, Türk mühendisler Port Sunlight laboratuvarlarında global ürünlerin arkasındaki bilimde yer alıyorsa ve Türkiye’de doğan bir Cif inovasyonu Avrupa’ya ihraç ediliyorsa, bu artık klasik “çok uluslu şirket Türkiye’de üretim yapıyor” hikâyesi değildir.
Bu, Türkiye’nin küresel değer zincirinde daha yukarı çıkma hikâyesidir. Lever’ın sabunla başlattığı yolculuk bugün robotların, yapay zekânın, probiyotiklerin, karbon yakalama teknolojilerinin ve Türk mühendislerin emeğiyle devam ediyor. Seyahatimizde Port Sunlight’ta geçmişe baktık ama asıl gördüğümüz şey, geleceğin temizliğinin nerede ve nasıl tasarlandığıydı.
23 Haziran 2026 - İki saatten 15 dakikaya: Temizlik dünyası neden yeniden tasarlanıyor?
22 Mayıs 2026 - Türk iş dünyası, AB’ye tam üyelik istiyor
22 Nisan 2026 - Vehbi Koç Ödülü Canan Tolon’a
21 Nisan 2026 - Türkiye’nin zor şartlarında “başka bir lig”e oynayanlar
6 Nisan 2026 - Yerel Ligden NBA’e: Çimsa’nın Sessiz Ama Radikal Dönüşü