Dün yargı kararıyla fiilen feshedilen Atatürk’ün kurduğu bu partiyi ilk defa 12 Eylül’de askeri darbeciler kapattı. Ama onlar bile yargı yoluna, sorumluluğu darbeyi yapanlar olarak kendileri yüklendi. Hiç olmazsa adaleti alet etmeye kalkmadı.
Dün akşamüzerine kadar…
Bu ülkede hala bir Yüksek Seçim Kurulu vardı.
Seçimin güvenliğini sağlayacak son merci.
Artık yok.
O kurulun kararı kesin karardı.
Sonucu tartışmalı bir 2017 referandumu için bile karar verdiyse o karar kesin olurdu.
Artık Herhangi bir savcı, herhangi bir mahkeme her hangi bir hakim onun verdiği kararı yok sayabilir.
Bir Güçlendirilmiş Cumhurbaşkanı seçersiniz, bir mahkeme seçim için mutlak butlan der, seçilmiş başkanı kaldırır seçilmemiş eski başkanı oturtur.
Bu ülkede dün akşam üzerine kadar hala bir Anayasa Mahkemesi vardı.
Anayasanın vazgeçilmez dediği siyasi partilerin kaderi ile ilgili kararı bir tek o mahkeme verebilirdi.
Artık yok…
Artık herhangi bir savcı, herhangi bir mahkeme herhangi bir hakim ana muhalefet partisini bile yok edebilir.
Dün akşam üzerine kadar bu ülkede hala biraz Türkiye Büyük Millet Meclisi vardı.
Bir zamanlar iktidar milletvekilleri ile muhalefet milletvekillerinin, yakalarında kırmızı karanfil, kolkola ülkenin savaşa girmesini engelleyecek kadar gurur verici bir Meclisti.
Yok artık…
O Meclis ana muhalefet partisine yapılan ve hiç bir hukuki temeli olmayan girişime karşı bile duymuyor görmüyor demiyor.
Ama en önemlisi bu ülkede bir siyasi Mertlik, bir siyasi şövalyelik vardı.
Önceki günden itibaren o da yok artık.
“Bay Kemal’in Mutlak Butlan Muradı” ve bir mahkemenin kararıyla Türk demokrasisinin 4 temel direği de gitti.
Dün yargı kararıyla fiilen feshedilen Atatürk’ün kurduğu bu partiyi ilk defa 12 Eylül’de askeri darbeciler kapattı.
Ama onlar bile yargı yoluna, sorumluluğu darbeyi yapanlar olarak kendileri yüklendi.
Hiç olmazsa adaleti alet etmeye kalkmadı.
Şimdi o koltuğa en muhteris haliyle oturmaya çalışan o kişinin koltuğunda bir zamanlar oturan rahmetli Bülent Ecevit o darbeye direndi.
Üç defa hapise girdi.
O koltukta bir zamanlar oturan rahmetli Deniz Baykal, İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’a yargı yoluyla siyaset yasağı getirildiğinde ne yapmıştı?
Anayasa değişikliğine oy verip onu Başbakanlık koltuğuna oturtmuştu.
Cumhuriyeti kuran partiye yakışan, demokrasiye yakışan, siyasi şövalyeliğe yakışan şerefli bir hareketti.
Ne demişti o gün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal?
Unutanlara hatırlatayım:
“Demokrasiye inandığım için yaptım.”
Bir de şunu demişti:
“Neyin pazarlığını yapacağız? Biz demokrasi diye, hukukun üstünlüğü diye yola çıkmışız.”
İşte öyle bir partiydi CHP ve genel başkanları…
Kendi partisini satan değil rakip partiler için bile demokrasi ve adalet isteyen bir parti.
İşte böyle bir siyasi mertlik dönemiydi.
Bir de şunu hatırlayalım.
Ne demişti Erdoğan bu siyasi mertlik için?
“Sayın Baykal ve CHP demokratik bir tavır ortaya koymuştur.”
İşte böyle bir demokratik mertlik, bir şövalyelik dönemiydi.
Şimdi onlar da aynı mertliği AKP’den bekleme hakkına sahip değil mi?
Bay Kemal dün akşam üzeri sadece partisini değil bir çok kurumu ve geleneği yıktırdı.
Bir gecede bütün bu kurumlar ve güzel gelenekler tarihe gömüldü.
Peki o egosu ihtirasına uygun bir sonuç aldı mı?
Bomboş bir binada bir Kafka’nın Metamorfoz romanı kahramanı gibi tek başına oturmaksa amacı…
Evet başardı.
Ama bir kendinden önceki genel başkanlar o koktukta nasıl oturdu ona baksın.
Yakın yaşlardayız ama belki hatırlamak istemez.
Ben hatırlatayım.
Askerin 12 Eylül’de askerin kapattığı CHP’nin genel başkanı Bülent Ecevit yıllar sonra bu ülkenin Başbakanı oldu.
Sivil mahkemenin siyasi yasak getirdiği Tayyip Erdoğan önce bu ülkenin başbakanı oldu.
Ve halen Cumhurbaşkanı.
Onu bugün Cumhurbaşkanlığına getiren ise işte bugün yargı yoluyla fiilen kapatılan CHP’nin kurultay tarafından seçilen genel başkanıydı.
Dün mutlak butlanına eren Kemal Bey’e şu Anadolu dizelerini hatırlatırım.
“Günler gelip geçmekteler
Kuşlar gibi uçmaktalar”
Bir bakmışsınız bu rejim bitmiş…
Ve hayatın bu rejimden sonraki günleri de var…