Halkların sesini duymakla hareketlerini hesaplamak arasındaki fark

29 Ekim 2026
Paris'te olaylar akşam saatlerinde yaşandı.

Antonio Gramsci’ye göre hegemonya, yalnızca emir veren bir gücün varlığı değildir. Belirli çıkarların, düşünme biçimlerinin ve önceliklerin toplumun ortak aklıymış gibi kabul görmesidir.

Çünkü hegemonya, yalnızca başkalarını ikna etmekle değil, o düzenin içinde görev alanların da düzenin değerlerini benimsemesiyle işler.

Bu da kuşkusuz önce kendisi için çalışanları kendine inandırarak başlar.

Bu açıdan bakıldığında, ekonomi programlarında asıl mesele kimin adına konuşulduğundan çok, hangi çıkarların herkesin çıkarıymış gibi sunulduğudur.

Örneğin, “Piyasalar ne istiyor?” sorusu son derece olağan karşılanırken, “Halklar ne istiyor?” sorusu aynı programların gündeminde ne kadar yer buluyor? Hatta o düşünceyi benimseyenlerin kişisel sosyal medya yazılarında bile bu soruya pek rastlanmıyor.

Çünkü her inanç gibi piyasalar zihniyetinin de kendi içindeki bütünlüğünü koruması gerekiyor.

O tür programlarda en çok kullanılan “piyasalar” sözcüğü, birbirinden farklı çıkarları olan yatırımcıları, şirketleri, fonları ve finans kuruluşlarını tek bir iradeye sahipmiş gibi gösteriyor.

Böylece görünmeyen bir özne yaratılıyor: Piyasalar.

Bu öznenin endişeleri, beklentileri, memnuniyeti, hatta cezalandırma gücü var.

Ama hepsinin üstünde, asıl varlık nedeni olan çıkarları var.

Halkların ise geçim sıkıntıları, adalet arayışları, gelecek kaygıları, itirazları ve talepleri var.

Piyasaların beklentileri karşılanması gereken ekonomik zorunluluklar olarak sunulurken, halkların talepleri çoğu zaman yönetilmesi gereken toplumsal baskılar olarak görülüyor.

Piyasaların güveni kazanılmaya çalışılıyor, halkların sabırlı olması bekleniyor.

Piyasaların kaygıları yatıştırılıyor, halkların öfkesi kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

Piyasaların talepleri ekonomik aklın gereği sayılırken, halkların talepleri ekonomik dengeleri bozabilecek tehditler olarak değerlendirilebiliyor.

Böylece birinin çıkarları ekonominin gereği, ötekinin ihtiyaçları ekonominin yükü haline getiriliyor.

Üstelik piyasaların bu çıkarları meşrulaştırmak, açıklamak ve savunmak için çalışan seçkin kadroları olduğu da bilinmeyen bir durum değil.

Halkların dertleri birikerek artarken, onların taleplerini savunması beklenen siyasetçilerin, piyasaların seçkin ekipleri karşısında giderek nitelik kaybettiği de sır değil.

Kaldı ki, piyasaların siyasal alandaki aktörlerin belirlenmesinde söz sahibi olma tecrübesi de var.

Dolayısıyla asimetrik bir güç mücadelesinden geçiyoruz.

Bu asimetri yalnızca ekonomik kaynakların eşitsizliğinde değil, kimin konuşmasının meşru ve belirleyici kabul edildiğinde de kendisini gösteriyor.

Piyasalar konuştuğunda buna “ekonomik gerçekçilik”, halklar konuştuğunda “siyasal istikrarsızlık” denilebiliyor.

Piyasaların tepkileri dikkate alınması gereken uyarılar, halkların tepkileri ise aşılması gereken krizler olarak görülebiliyor.

Oysa halklar da ekonominin dışında değil. Üreten, çalışan, tüketen, vergisini ödeyen, hayatını o ekonomik ilişkilerin içinde sürdüren onlar.

Ama ekonominin içinde yaşayan halklar, ekonomi adına konuşulan yerde çoğu zaman söz sahibi değil.

“Görünmeyen hegemonya”, mutlaka gizli bir üst aklın konuşması değildir.

Bazen belirli çıkarların, konuşanlara kimsenin kimin adına konuştuğunu sormadığı bir ortak dile dönüşmesidir.

Belki de görünmeyen hegemonyanın en belirgin özelliği bu: Halkların ne söylediğini dinlemeden, ne yapacaklarını hesaplamayı yeterli görmek.

Halkların neden itiraz ettiğinden çok, itirazlarının piyasaları nasıl etkileyeceğiyle ilgilenmek.

Halkların hangi koşullarda yaşadığını değiştirmekten çok, o koşullara karşı gösterecekleri tepkilerin ekonomik ve siyasal sonuçlarını hesaplamak.

Bunu, çeşitli ülkelerde kritik siyasal iktidar değişiklikleri yaşanırken, asıl iktidarın harıl harıl hesap kitap yapmaya devam etmesinde de görebiliriz.

Çünkü iktidarların değişmesiyle iktidarın dayandığı ekonomik güç ilişkilerinin değişmesi aynı şey değil.

Halklar iktidarları değiştirmeye çalışırken, ekonomik güç odakları bu değişimlerin kendi çıkarlarını nasıl etkileyeceğini hesaplıyor.

Belki de asıl iktidar o:

Halkların huzursuzluklarının başlıca kaynaklarından biri olabileceği halde, kendisini değiştirmeyi hiç düşünmeyen, sözcüleri üzerinden konuşan görünmez güç.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.