Ömer Diyeceği Dudağını Büzüşünden Belli Olan Yazılar

21 Mayıs 2026

Sanki bazı köşe yazıları okuru, bir tür “zihinsel imar affına” hazırlıyor.

“Evet bazı şeyler oldu ama büyütmeyelim…”

“Şartlar öyleydi…”

“Herkes yaptı…”

“Biraz ileri bakmak lazım…”

Bunlar doğrudan söylenmiyor elbette.

Draje ediliyor.

Parlatılmış bir girişle, merak ettirici bir dille , entelektüel mesafeyle, seçilmiş hassasiyetlerle kaplanıyor.

Ama insan ister istemez şu kuşkuyu duyuyor:

Acaba bu drajelenmiş üslup arkasında gerçekten bir hakikat arayışı mı var; yoksa sırça köşklerden atılmış kontrollü paslar mı?

Geçen yıllar bu ülkede bütün bunların arkasında görünmeyen bir mimari oluşturdu çünkü: Sırça köşkler.

Bugünün birçok medya figürü kırılgan konfor alanlarının içinden konuşuyor.

Kariyerler, ilişkiler, ekran düzenleri, davetler, sponsorlar, çevreler…

Bu yüzden bazı yazıları okuyunca insanda garip bir his kalıyor:

Sanki biri çok önceden karar verilmiş bir cümleyi, entelektüel mimiklerle uzata uzata anlatıyor.

Çünkü biliyoruz ki, çağımız çıplak fikirden çok, tüketilebilir duygu seviyor.

Belki meselenin kendisi tam da burada başlıyor.

Bugünün medya dili artık yalnızca bilgi vermiyor; aynı zamanda duygu ayarlıyor.

Neye ne kadar kızılacağını, hangi konuda ne kadar susulacağını, hangi gerçeğin ne dozda tolere edilebilceğini belirleyen görünmez bir “ton mühendisliği” oluşmuş durumda.

Birçok yazıda açık inkâr yerine ‘yumuşatılmış kabul’ görüyoruz.

Eskiden bir şeyi savunmak daha kaba bir şeydi.

Şimdi ise savunular çoğu zaman estetik bir geri çekiliş biçiminde kuruluyor.

Önce özeleştirimsi birkaç kelime serpiştiriliyor.

Sonra büyük cümlenin sertliği azaltılıyor.

Ardından okurun vicdanına “hepimiz yorulduk” hissi bırakılıyor.

Böylece gerçek tartışılmıyor; sindirilebilir hâle getiriliyor.

Bir tür “düşünsel drajeleme” bu.

Acı çekirdeğin etrafına parlak bir kaplama geçirilmesi gibi.

Çünkü çıplak gerçek rahatsız eder.

Ama iyi paketlenmiş gerçek, dolaşıma sokulabilir.

Belki de bu yüzden bugünün bazı köşe yazıları sert konularda garip biçimde risksiz.

Cümleler dikkatle ayarlanıyor.

Kimse tamamen inkâr etmiyor ama kimse gerçekten yüzleşmiyor da.

Tam burada o “sırça köşkler” hissi beliriyor.

Bu yüzden taşlar doğrudan atılmıyor artık.

Atılacaksa bile köşeleri yumuşatılıyor.

Taş bile drajeleniyor.

Gaziantep’in o eski sözüne medyada yeni bir anlam kazandıran da bu:

“Ömer diyeceği dudağını büzüşünden belli olur.”

Bazı yazılarda daha ilk paragrafta hissediliyor bu söz.

Yazarın neyi gerçekten sorguladığından çok, neyi ne kadar sorgulayabileceği lafı büzüşünden anlaşılıyor.

Çünkü bazen metnin kendisinden çok, metnin korkuları konuşuyor.

Ve tam o anda eski bir futbol yorumcusunun bıyık altı gülümsemesini hatırlıyorsunuz.

Sanki işin nereye bağlanacağını en baştan görmüş gibi hafifçe başını sallıyor.

Ve tam o anda, bütün entelektüel gerilimleri bir anda halk zekâsının düzlüğüne indiren o cümle geliyor:

“Yersen Gerzenkişnen.”

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.