Deniz Kontrolü ve Körfez Ateşkesinin Çöküşü

24 Temmuz 2026

İstikrarsızlık İllüzyonu

İran ile ABD arasında Haziran ayında imzalanan ateşkes anlaşması, Basra Körfezi’nde geçici bir istikrar sağlanmış izlenimi yarattı. Birkaç hafta boyunca saldırılar durdu; petrol fiyatları Temmuz ayı başında savaş öncesi seviyelere kadar gerileyerek çatışmanın başından bu yana görülen en sert düşüşü kaydetti. Ancak piyasaların ateşkes konusundaki bu iyimserliği erken bir beklentiydi. Çünkü anlaşma, çatışmaları durdurmuş olsa da deniz yollarına erişim hususundaki temel anlaşmazlığı çözüme kavuşturamadı.

Ateşkesin sona ermesi güvensizlik, ideoloji ve rekabet gibi geleneksel kavramlarla açıklanabilir. Fakat bu unsurlar anlaşmadan önce de sonra da mevcuttu. Çöküşün nedeni taraflar arasındaki tarihsel husumet değil; savaşın en kritik unsurunun belirsiz kalmasıydı: Enerji geçiş kurallarını gelecekte kim belirleyecek?

Bu soru yanıtsız kaldığı için, alternatif geçiş düzenlemeleri kurma yönündeki her girişim, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki nüfuzuna doğrudan bir meydan okumaya dönüştü. Gerilimi düşürmesi beklenen yeni sevkiyat koridoru oluşturma çabaları, aksine ateşkesin çözümsüz bıraktığı konuyu bizzat sınayan bir etkene dönüştü.

Umman Koridoru ve Kontrol Emsali

Katar ve Suudi Arabistan’a ait tankerlerin ABD koruması altında Umman rotasını kullanması ve İran’ın 7 Temmuz’da bu tankerleri hedef alması, anlaşmayı kırılma noktasına getirdi. Tahran idaresi, o günlerde Umman karasularına yakın seyreden diğer gemilere düzenlenen saldırıların da baş şüphelisi konumundaydı. İran daha önce yaptığı uyarılarda, yalnızca kendisinin onayladığı Hürmüz Boğazı rotasının güvenli olduğunu belirtmiş ve gemileri Umman karasularındaki güney koridorunu kullanmamaları konusunda ikaz etmişti.

Washington ve Körfez’deki müttefikleri için Umman koridoru, İran kontrolünü baypas edebilecek bir kanalı temsil ediyordu. Amaç, Körfez’deki enerji akışının İran’ın onayı olmadan da sürebileceğini kanıtlamaktı. Tahran içinse bu girişim, onaylanmamış bir rotanın meşruiyet kazanması anlamına geliyordu. Ticari gemilerin ABD donanması korumasında alternatif bir koridordan düzenli geçiş yapabilmesi, İran’ın Hürmüz’ü bir baskı aracı olarak kullanma imkânını elinden alacaktı.

İran bunu kırmızı çizgi olarak gördü. Diplomatik arabulucusu olan Katar’ı dahi Umman hattını kullandığı için hedef alan Tahran, kendi onayı dışındaki hiçbir alternatif seyrüsefer düzenlemesine izin vermeyeceğini açıkça gösterdi.

Stratejik Zaman Olarak Stoklar

Ateşkesin kırılganlığı, çatışmanın en kritik boyutunun belirsiz bırakılmasından olduğu kadar zamanlamadan da kaynaklanıyordu. Mutabakat Zaptı imzalandığında, ABD Stratejik Petrol Rezervleri 1983’ten bu yana görülen en düşük seviyeye gerilemişti. Enerji sektörü yöneticileri, savaşın yarattığı tedarik kesintileri nedeniyle küresel stokların hızla eridiği ve anlaşma uygulansa dahi bu düşüşün süreceği yönünde uyarılarda bulunuyordu.

Exxon Kıdemli Başkan Yardımcısı Neil Chapman, iki ay önce yaptığı açıklamada “Daha önce görülmemiş stok seviyelerine yaklaşıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

IMF analistleri Jean-Marc Natal ve Azim Sadikov’a göre, petrol piyasasının İran savaşı kaynaklı arz kesintisini göğüsleyebilmesi ve fiyatları belirli bir seviyede tutabilmesinin temel sebebi stok kullanımları oldu. Mart ve Mayıs ayları arasında küresel stoklar, günlük yaklaşık 4,0 milyon varillik pazar açığını kapattı.

Ancak Hürmüz Boğazı’nda gerilim yeniden tırmanırken stoklar takviye edilmediği takdirde, küresel enerji sistemi yeni kesintilere karşı çok daha zayıf bir tamponla yakalanacak. Özellikle piyasa istikrarını koruma sorumluluğu taşıyan ABD ve müttefikleri açısından bu rezervlerin erimesi, zaman içinde belirsizlikleri yönetme kapasitesini ciddi şekilde sınırlandırıyor.

Stoklar, stratejik zaman işlevi görür. Depolardan çekilen her varil, hükümetlerin fiyat şoklarıyla karşılaşmadan bir gün daha direnmesini sağlar. Stoklar tükendikçe, İran’ın süreci belirsizlik içinde uzatma stratejisi daha etkili hale gelir; zira devam eden istikrarsızlığın ekonomik maliyeti katlanarak artar.

İran’ın asimetrik stratejisi bu noktada belirginleşiyor: Tahran’ın hızlı bir askeri zafere ihtiyacı yok. Gecikmeler, seyrüsefer engelleri ve belirsizlikler üzerinden rakiplerinin dayanma gücünü kademeli olarak tüketebilir. Tırmanan her istikrarsızlık haftası taşıma maliyetlerini artırır, rezervleri baskılar ve hükümetlerin yeni şokları emme kapasitesini zayıflatır.

Tahran’ın yaklaşımı yalnızca Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutmaya dayanmıyor. Asıl hedef, karşı tarafın yararlanabileceği alternatiflerin sayısını daraltmaktır. Bir stratejik geçidin değeri, yalnızca orayı fiilen kapatabilmekten değil, alternatif rotaları da güvensiz kılabilme kabiliyetinden gelir.

Umman koridoru etrafındaki gerilim, İran kontrolündeki seyrüsefer düzenlemelerine olan bağımlılığı azaltma girişimlerinin karşılaştığı ilk ciddi engeldi. Alternatif rotaları kullanan gemileri hedef alan Tahran, yalnızca güzergâh değiştirmenin kendi deniz güvenliği üzerindeki etkisini kırmaya yetmeyeceğini göstermiş oldu.

Kızıldeniz ve Yedek Hat İllüzyonu

Suudi Arabistan, Doğu-Batı Boru Hattı, Yanbu limanı ve Kızıldeniz ihracat kanalları vasıtasıyla Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını esnetmeye ve bu alandaki kırılganlığını aşmaya çalışmıştı. Bu altyapı, çevre deniz alanları güvenli kaldığı sürece ihracat için güçlü bir alternatif sunuyordu.

Ancak bu varsayım, Yemen’deki Husilerin dün (23 Temmuz) Kızıldeniz’deki Suudi tankerlerine saldırması ve Suudi gemilerinin Babülmendep Boğazı’ndan geçişine kısıtlama getirdiğini duyurmasıyla çöktü. Tahran ile doğrudan koordine edilip edilmediğinden bağımsız olarak, bu hamlenin etkisi açık bir şekilde görüldü: Hürmüz’ü baypas etmek için tasarlanan rota işlevsiz kaldı. Çok sayıda tankerin rotasını değiştirdiği veya bölgeden çekildiği bildirilirken, Brent petrolünün varil fiyatı saldırıdan bu yana 98 doların üzerine tırmandı.

Saldırılar operasyonel olarak koordineli olsun ya da olmasın, Hürmüz’e alternatif olarak görülen ana güzergâhlardan birine olan güveni sarsarak İran’ın stratejik çıkarlarıyla tamamen örtüşen bir sonuç doğurdu.

Asimetrik Yıpratma Savaşı

İran, rakiplerinin direnç sınırlarını zorlarken; ABD, agresif askeri hamlelerle sorunu kaynağında çözmeye çalışıyor.

ABD; İran’ın füze ve füze depolama tesisleri, insansız hava aracı merkezleri, hava savunma ağları ve kıyı gözetleme sistemleri gibi asimetrik unsurlarını hedef alarak Tahran’ın stratejik su yolları üzerindeki tehdit üretme kapasitesini tasfiye etmeyi amaçlıyor. Ayrıca Washington’ın hedef listesini köprüler ve santraller gibi sivil altyapılara doğru genişletme tehdidi, cezalandırıcı caydırıcılık stratejisine geçildiğini gösteriyor.

İran, coğrafi konumunu bir koz olarak kullanma arayışında. Petrol rezervleri azaldıkça ve alternatif rotalar güvensiz hale geldikçe diplomasinin hareket alanı daralıyor. Tahran için yeterli olan, her alternatifi daha maliyetli ve güvensiz kılacak düzeyde bir belirsizliği sürdürebilmektir.

ABD’nin yanıtı ise tam tersi bir stratejiyi yansıtıyor: Rezervler, piyasalar ve siyasi sabır tükenmeden İran’ın kalıcı istikrarsızlık yaratma kabiliyetini ortadan kaldırmak. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo bir yıpratma savaşıdır: İran coğrafyayı stratejik bir güce dönüştürmeye çalışırken, Birleşik Devletler bu gücün İran lehine kalıcı bir avantaja dönüşmesini engellemeye çalışıyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.